SON DAKİKA
--:--:--

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hiç kimse Türkiye’ye parmak sallayamaz

Bağlantı kopyalandı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Hiç kimse Türkiye’ye parmak sallayamaz

Kamuoyunda büyük yankı uyandıran bu haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle:

“Memlekete hizmet sevdasına gönül düşüren tüm yol arkadaşlarıma, 11.5 milyonu aşkın üyemizin tamamına buradan selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum.

Sözlerimin hemen başında, 14-20 Nisan Şehitler Haftası vesilesiyle terörle mücadeleden sınır ötesi operasyonlara kadar farklı cephelerde vatanımızın bekası, milletimizin huzuru ve devletimizin güvenliği için şehadete yürüyen tüm kahramanları rahmetle yad ediyorum.

Rabbim hepsinin ruhlarını şad, mekânlarını cennet eylesin. Kahraman gazilerimize de fedakârlıklarından ötürü şükranlarımı sunuyor, Mevla’dan kendilerine hayırlı, sağlıklı, bereketli ömürler niyaz ediyorum. Şehitlerimizin muhterem ailelerine de en derin hürmetlerimi takdim ediyor, devletimizin her zaman yanlarında olacağını bir kez daha ifade ediyorum.

Yine burada, dün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir lisede meydana gelen ve milletçe hepimizi yaralayan olaydan duyduğum üzüntüyü paylaşmak istiyorum. Müessif ve menfur hadiseyle ilgili soruşturmalar başlatılmış, bir kişi gözaltına alınmış, 4 yönetici görevden uzaklaştırılmıştır.

Saldırı tüm yönleriyle araştırılmaktadır. Olayda ihmali ve kusuru olanlardan mutlaka hesap sorulacaktır. Saldırıda yaralanan 16 kişiden 7’si taburcu edilmiş, 9 yaralımızın tedavisi ise halen devam etmektedir. Yaralılarımıza Cenab-ı Allah’tan ivedi şifalar temenni ediyor; ailelerimize, eğitim camiamıza ve Siverekli kardeşlerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Aziz kardeşlerim, kıymetli milletvekillerimiz, milletimizin takdir ve teveccühüne mazhar olmanın yükselen sorumluluğu içinde aldığımız her nefesi ülkemize hizmet için kullanmanın derdindeyiz. Enerjiden savunma sanayine, ulaştırmadan aileye, eğitimden sağlığa her alanda ülkemizin ufkunu aydınlatacak vizyon projelerini hayata geçiriyoruz.

Enerjide tam bağımsız Türkiye amaçimize hükümlı bir şekilde, sabırla, azimle, kararlılıkla ilerliyoruz. Şunu bugün büyük bir gururla ifade etmek tabloundayım. Bölgemizdeki savaşlara rağmen enerjiye erişimde eğer bugün sanayicimiz, üreticimiz, çiftçimiz, turizmcimiz, nakliyecimiz hiçbir endişe taşımıyorsa bunun gerisinde 23 yıllık bir çaba, mücadele ve emek vardır.

Enerji sepetimizi zenginleştirmek ve tedarikçi ülkelerin sayısını artırmak ilk günden beri evvelliğimiz gerçekleşti. Bunun yanı sıra hidroelektrik, rüzgâr, jeotermal, güneş, nükleer gibi başlıklarda yaptığımız yeni sermayelarla Türkiye’yi enerjide bir üst lige çıkardık.

En büyük devrimi ise arama ve sondaj araştırmalarında meydana geldirdik. Daha evvel yıllarca kiralama yöntemiyle yapılan petrol ve doğal gaz arama etkinliklerini kendi imkanlarımızla icra etmeye hükümlaştırdık.

Ardından dünyanın en büyük dördüncü derin deniz filosunu kurduk. Karadeniz’deki keşfimizle adeta şeytanın bacağını kırmış gerçekleştik. Şu an 4 milyon hanenin ihtiyacını Karadeniz gazından karşılıyoruz. 2026 yılında bu rakamı 8 milyon haneye çıkaracağız. 2028’de 16-17 milyon hanenin doğal gazını kendi kaynaklarımızdan karşılar hale geleceğiz.

Kendi gemilerimizle, sondaj araştırmalarımıza Karadeniz’de sürmektediruz. Yalnızca kendi denizlerimizde arama yapmıyor, aynı zamanda bu imkanları dost ve kardeş ülkelerin istifadesine de sunuyoruz.

Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, cuma günü Somali’de hepimizin göğsünü kabartan bir tören meydana geldi. Derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, Somali açıklarındaki Curat-1 kuyusunda hidrokarbon aramalarına başlamak üzere bu ülkeye ulaştı.

Oruç Reis gemimizle 7 ay boyunca yaklaşık 4.500 kilometrekarelik alanda sismik incelemelar yürütmüş, umut verici bulgulara ulaşmıştık. Şimdi Çağrı Bey’le ‘Ya nasip’ diyor, inşallah ilk sondajımızı başlatıyoruz.

Şurası da bir başka övünç kaynağımızdır: Curat-1, 7.500 metrelik derinliğiyle dünyanın en derin ikinci deniz sondajı olacak. Çağrı Bey’e bu hayati görevinde donanmamıza ait Altan, Korkut ve Sancar isimli gemilerimiz rene var ki edecek. Yani daha evvel birilerine minnet ettiğimiz işleri artık kendi gemilerimizle, kendi mühendislerimizle, kendi insan gücümüzle meydana geldiriyoruz.

Hani hep söylüyorum ya; nereden nereye diye. İşte Türkiye, yalnızca 23 yılda engellere rağmen buralara geldi. Türkiye kısa sürede tarih yazan, destan yazan vatandaşlarıyla birlikte tüm mazlumların iftihar vesilesi olan bir seviyeye ulaştı. Ülkemizde bazıları Türkiye’nin başarılarına gözlerini kapattıkları için bunu göreproblemr de inanın dostlarımız ve kardeşlerimiz çok net görüyor. Aynı şekilde aziz milletimiz o engin ferasetiyle her şeyin bilincinsöyledir.

Bakınız burada Çağrı Bey’i yakından gören Somalili genç bir kardeşimizin hissiyatını sizlerle paylaşmak istiyorum. Kendisi aynen şu ifadeleri kullanıyor: ‘Çağrı Bey gemisinin tesirlerini üstümden halen atamadım.

Onu yakından görmek benim için nefes kesici bir tecrübeydi. Zira Çağrı Bey yürüyen devasa bir şehir gibiydi. Kocaman, yepyeni, çok güzel inşa edilmiş. Maşallah adeta bir sanat eseri.’ Evet, Somalili bir gencin kalbinden kalemine dökülen bu samimi ifadeleri hem güçlü Türkiye’nin hem Türkiye-Somali kardeşliğinin en güzel nişanesi olarak görüyoruz.

Hep dile getirdiğim gibi, biz sömürmeye değil, beraberce kazanmaya talibiz. Çağrı Bey’in Somalili kardeşlerimize müjdeli haberler vereceğine yürekten inanıyoruz. Çağrı Bey sondaj gemimize yolun açık, sondajın bereketli olsun diyoruz.

Gemi personelimize Cenab-ı Allah’tan başarılar diliyoruz. 2011 yılında kimse yokken nasıl Somali’nin imdadına koştuysak, nasıl o günden bu yana Somalili kardeşlerimizi hiç yalnız bırakmadıysak, inşallah bundan akabinde da Somali halkının kalkınma mücadelesine omuz vermeye, katkı olmaya devam edeceğiz.

Bilinmesi Gereken Detaylar

İç ve dış ilerlemeler bağlamında gerçekleştikça yoğun günlerden geçiyoruz. Merhum Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’ ifadesinin adeta ete kemiğe büründüğü bir döneme bizzat şahitlik ediyoruz.

İkinci Cihan Harbi’nin galipleri tarafından belirlenen kurallar ve kurumlar üzerine bina edilen uluslararası sistem; ekonomik, siyasi ve güvenlik boyutuyla çatırdarken yerine neyin konulacağı, neyin geleceği belirsizliğini koruyor.

İnsanlık kendine bir çıkış ve kurtuluş yolu arıyor. Buna karşın bu yolun ufukta belirdiğini henüz söyleyemiyoruz. İnsanlığın barış, istikrar, güvenlik ve bir parça huzur özlemi; kandan ve kaostan beslenen çevreler tarafından maalesef dinamitleniyor.

Bunun en son örneği, 28 Şubat’ta başlayan ve bölgemizi uçurumun eşiğine getiren hukuksuz savaştır. Savaşı kimin istediği, kimin tahrik ettiği, kimlerin bundan rant ve menfaat devşirdiği aradan geçen süre zarfında ortaya çıkmıştır. Bizim savaşın ilk gününde Siyonist lobinin rolüne dair yaptığımız tespitin haklılığı zamanla anlaşılmıştır.

Biliyorsunuz çatışmaların 40. gününde Pakistanlı kardeşlerimizin takdire şayan gayretleriyle 15 günlük bir ateşkes ilan edildi. Böylece haftalardır yüreği ağzında yaşayan bölge halklarıyla birlikte tüm insanlık 40 gün akabinde ilk kez rahat bir nefes aldı. Biz de geçici ateşkesten memnuniyetimizi dile getirdik.

Ne var ki İsrail hükümetinin Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürdürmesi barış umutlarına ilk darbeyi vurmuştu. Hafta sonu Pakistan’ın ev sahipliğinde meydana geldirilen müzakerelerden de ne yazık ki beklenen haberler gelmedi.

Tarafların bildiriları, masa devrilmese bile görüşme sürecinde bilhassa nükleer meselede bir tıkanıklığa gelindiğine işaret ediyor. Hürmüz Boğazı’nda tansiyonun tekrar yükseldiğini görüyoruz.

Gerilimin düşürülmesi, ateşkesin uzatılması, müzakerelerin sürdürülmesi noktasında gerekli telkin ve teşebbüslerde bulunuyoruz. Daha önce dile getirdiğim gibi, sıkılı yumruklarla müzakere olmaz. Söz yerine tekrar silahların konuşmasına müsaade edilmemelidir. Ateşkesle aralanan imkân penceresi sonuna kadar değerlendirilmelidir. Bilhassa ateşkesten hiç hoşnut olmadığı bilinen İsrail hükümetinin süreci kundaklamasına izin verilmemelidir.

Kardeşlerim, bir defa şunu artık herkes anlamak zorundadır. Şayet bölgemizde barış olacaksa bu Siyonist rejime rağmen olacak. Bölgemizde istikrar sağlanacaksa yine bu vaasöyledilmiş topraklar hezeyanıyla hareket eden İsrail hükümetine rağmen sağlanacak. Kana bulanan coğrafyamıza huzur gelecekse bu aynı şekilde güvenliğini başkalarının güvensizlik içinde olmasına bağlayan İsrail’e rağmen olacak.

Zira İsrail en küçük bir barış umudu belirdiğinde daha evvel defalarca yaptığı gibi bunu sabote etmek için her yolu deneyecek. İnsanlık cephesi bölgemizdeki yangını söndürmek için uğraştıkça katliam şebekesi ateşe daha fazla odun taşıyacak.

İlgili Tarafların Görüşleri

Elbette bunu yaparken Türkiye ve İspanya başta olmak üzere barışın sesini yükselten ülkeleri küstahça amaç almaya da devam edecekler. Tetikçi kalemleriyle, medyalarıyla, aparat olarak kullandıkları maşalarıyla vicdan sahiplerini susturmaya çalışacaklar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar cesur yürekleri susturamayacak, hakkı ve hakikati savunan kalplere zincir vuramayacaklar.

Buradan Gazi Meclisimizin çatısı altından Gazze kasabı Netanyahu’nun tehditleri karşısında dik bir duruş sergileyen İspanya Başbakanı değerli dostum Sanchez’i canı gönülden tebrik ediyorum. Dost İspanya halkını aynı şekilde ülkem ve milletim adına kutluyorum. Şunu herkes bilsin ki biz soykırım şebekesinin köpürttüğü nefret diline, husumet diline, gerilim ve kavga diline teslim olmayacağız.

Vakarla, onurla, tarihimizden tevarüs ettiğimiz asalet ve cesaretle en zor zamanlarda doğruları konuşmaya devam edeceğiz. Zalime zalim, hayduta haydut, katile katil demeye devam edeceğiz. Gazzeli masum yavruların haykıran sesi olmaya devam edeceğiz. Evlat acısıyla ciğeri yanan Filistinli annelerin feryadına kulak vermeye devam edeceğiz.

Batı Şeria’da toprakları işgal edilen kardeşlerimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz. Lübnan’da yataklarında uyurken katledilen yavruların davasının takipçisi olmaya devam edeceğiz. Gizlenmek istenen tehdit ve zorbalıkla üstü örtülmek istenen hakikatleri birilerinin yüzlerine çarpmaya devam edeceğiz.

Coğrafyamızdaki mevcudiyetlerini birilerinin 100 sene evvel yaptığı ihsana borçlu olanların aksine biz, bu topraklardaki 1000 yıllık tecrübemizin ışığında sorumluluk duygusuyla hareket etmeye devam edeceğiz. Şahsıma ve ülkeme sosyal medya üzerinden dil uzatan bebek katillerine bazı gerçekleri tekrar hatırlatıyorum: Türkiye Cumhuriyeti Devleti sıradan bir devlet değildir. Hiçbir güç Türkiye’ye ve Türkiye Cumhurbaşkanı’na parmak sallayamaz. Yumuşak başlı olmamızı, sağduyulu olmamızı uysal koyun gerçekleştiğumuz şeklinde kimse yorumlamasın; kimse böyle bir vehme kapılmasın. Biz toprağın üstünde haysiyetsizce yaşamaktansa, gerektiğinde toprağın altında şereflice yatmayı onurların en büyüğü olarak görürüz.

Tayyip Erdoğan olarak, şahsım ve tüm dava arkadaşlarım; hepimiz İstiklal Marşı “Korkma!” nidasıyla başlayan kahraman bir milletin evlatlarıyız. Biz 11 buçuk milyon üyesiyle şu muhteşem mısraları kalplerine nakşetmiş bir siyasi hareketin mensuplarıyız:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Gelişmenin Kamuoyuna Yansımaları

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,.

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,.

‘Medeniyet!’ söylediğin tek dişi kalmış canavar?”.

Evet, imkansızlıklar içinde bile kükremiş sel misali bentleri çiğneyip aşan bu millete zincir vuracağını zanneden gafiller; gerektiğinde dağları yırtacak kudret, kuvvet ve hükümlılığa sahip gerçekleştiğumuzu hiçbir zaman unutmasınlar.

Bu vesileyle Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli ile birlikte ülkemize ve şahsımıza yönelik hadsizlikler karşısında tepki gösteren tüm siyasetçilere teşekkür ediyorum. Farklı kulvarlarda millete hizmet mücadelesi veren siyasi partilerin ilgili Türkiye ve Türkiye’nin milli gururu olunca ortaya koydukları bu müşterek tavrı çok kıymetli bulduğumuzu memnuniyetle ifade ediyorum.

İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında başlayan müzakere sürecinden yaşanan tüm sıkıntılara rağmen umutlarımızı kesmiş değiliz. Şurası bir gerçek ki anlamsız savaşın kaybedeni, adil barışın ise kazananı çoktur.

Herkesten sürece böyle bakmalarını istiyoruz. Zorluklar olabilir, çözülmesi zaman alacak çetrefil problemler olabilir. Ama barışın nimetlerine odaklanıldığında, uzun vadeli bir perspektifle hareket edildiğinde bunların belirleyici bir kısmı hal yoluna konulacaktır. Aklıselimin, sağduyunun, problemları diyalog, diplomasi yoluyla çözme iradesinin eninde sonunda galip geleceğine inanıyoruz, daha doğrusu bunu tüm kalbimizle arzu ve temenni ediyoruz.

Türkiye olarak bölgemizin her karışında sulh ve sükunun egemen olması için bütün imkanlarımızla çalışacağımızın bilinmesini istiyorum. “Yurtta barış, bölgede barış, dünyada barış” ilkesiyle barışın sesi olmaya, barış çabalarına öncülük etmeye her zaman hazırız.

Tabii bu aşamate ülkemizin şu gerçeğini de aklımızdan çıkarmıyoruz: Yurt dışında büyük bir atılım içinde olan Türkiye’nin maalesef bu vizyonla uyumlu bir ana muhalefet partisi bulunmuyor.

Batı karşısında kompleksli muhalefet, uluslararası doruklarda ülkemizi mahcup ederken iç yaklaşımda ise milletimizi beceriksizliğe mahkum ediyor. Uluslararası siyasette adeta bir şahlanış döneminde olan Türkiye, ne yazık ki içeride ana muhalefetin yönettiği belediyelerde kelimenin tam anlamıyla bir “fetret devri” yaşıyor.

Değerli milletvekillerimiz, kıymetli yol ve dava arkadaşlarım; içinde bulunduğumuz yıl milletimizin yetiştirdiği seçkin münevverlerden biri olan merhum Ziya Gökalp’in doğumunun 150. sene-i devriyesidir. Rahmetli Gökalp’in entelektüel mirasının doğru bir şekilde anlaşılması için Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) nezdinde teşebbüslerde bulunduk. Ülkemizin teklifi ve Türksoy Daimi Konseyi’nin oy birliğiyle aldığı hüküm neticesinde 2026 senesi “Ziya Gökalp’i Anma Yılı” olarak ilan edildi.

Yahya Kemal’in tarifiyle kafasının içinde fosforlu bir beyin ve idrak taşıyan Ziya Gökalp, fikrin çilesini çekmiş bir şahsiyetti. Yazılarıyla, eserleriyle, fikirleriyle günümüz problemlerine de ışık tutan merhum Gökalp’in bundan 104 yıl evvel Küçük Mecmua’da yazdığı şu satırları burada sizlerle paylaşmak arzusundayım:

“Haçlı Seferleri sırasında Türkler ve Kürtlerin ehl-i salibe karşı birlikte omuz omuza cihat ettiklerini” anlatan Ziya Gökalp, ikisi arasındaki kardeşliği, daha belirleyicisi kaderdaşlığı bakınız nasıl tarif ediyor: “Türkler ve Kürtler, bin senelik müşterek din, müşterek tarih, müşterek bir coğrafyanın neticesi olarak hem maddi hem de manevi bir surette birleşmişlerdir. Bugün ise müşterek düşmanlar, müşterek tehlikeler karşısında bulunuyorlar. Bu tehlikelerden buna karşın müşterek bir azim ile kurtulabilirler.”.

Evet, bir asır evvel kaleme alınan bu veciz ifadeler, geçerliliğini hem de çok canlı biçimde halen muhafaza ediyor. Bu topraklarda bin yıldır gerçekleştiğu gibi bugün de Türkler ve Kürtlerin hasımları ortaktır; karşılaştıkları tehdit ve tehlikeler müşterektir. Bölgemizde oynanan oyunlara, kurulan tuzaklara baktığımızda bunu çok net görebiliyoruz.

Türk’ün de, Kürt’ün de, Arap’ın da düşmanlarının aynı olduğunu; problemnin etnik kökenlerimizden ziyade inancımız, imanımız, bin yıllık kardeşliğimiz olduğunu her yeni ilerlemeyle yeniden müşahede ediyoruz.

Değerli kardeşlerim; kirli niyetlerin tek tek deşifre gerçekleştiğu bu dönemde milletçe en sağlam direniş hattımız, 18. ayına giren “terörsüz Türkiye” sürecimiz olmuştur. Sürecin ülkemiz için politikak değeri bugünlerde daha net anlaşılmaktadır.

Öyle ki Türkiye’nin 40 yıllık terör musibetinden kurtulmasını istemeyen odaklar, artık aşamaten rahatsızlıklarını gizleme gereği dahi duymuyorlar. Ellerine ve yüzlerine yapışmış 73 bin Gazzeli’nin kanına bakmadan çıkıp bir de utanmadan Kürt kardeşlerimiz üzerinden ülkemize iftira atıyorlar.

Değerli kardeşlerim; biz bu tuzağa düşmeyeceğiz. Cumhur İttifakı olarak ülkemizin ve bölgemizin aydınlık yarınlarını hükümtmayacağız. Ve şunu bir defa herkes bilmeli: Allah’ın izniyle bizler hükümlı bir şekilde geleceğe yürüyeceğiz. Bundan kimsenin endişesi olmasın, hiç kimse tereddüt etmesin.

Bin yıllık kardeşliğimizin rehberliğinde makul ve meşru zeminde hareket edildiği müddetçe tedbirsüz hiçbir sorunmizin olmadığı kanaatindeyiz. Bununla birlikte hiçbirimiz kendi enerjimizi hem de milletimizin vaktini faydasız konulerle heba etme lüksüne de sahip değiliz.

Sizleri bu anlamlı buluşmada en kalbi duygularla selamlıyor ve bu hafta sonu Antalya Diplomasi Forumu’nda beraber olmak ümidiyle en kalbi duygularla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”.

Söz konusu gelişmenin etkileri değerlendirilmeye devam ediyor.

Benzer Haberler
Halk Ekmek’e Artan Talep: 5 TL’lik Ekmek Yoğun İlgi Görüyor
Halk Ekmek’e Artan Talep: 5 TL’lik Ekmek Yoğun İlgi Görüyor
Afyonkarahisar ve Şam Arasında Ekonomik Köprüler Kuruluyor
Afyonkarahisar ve Şam Arasında Ekonomik Köprüler Kuruluyor
Afyonkarahisar’da Kentsel Dönüşüm Toplantısı Yapıldı
Afyonkarahisar’da Kentsel Dönüşüm Toplantısı Yapıldı
Yeşilay Heyetinden Vali Dr. Naci Aktaş’a Anlamlı Ziyaret
Yeşilay Heyetinden Vali Dr. Naci Aktaş’a Anlamlı Ziyaret
Yeni Müdür Kara’dan Vali Aktaş’a İlk Ziyaret
Yeni Müdür Kara’dan Vali Aktaş’a İlk Ziyaret
Kızılay’dan Afyonkarahisar’da Çorba Dağıtımı
Kızılay’dan Afyonkarahisar’da Çorba Dağıtımı
Afyon’un Güvenilir Haber Adresi
Afyon Haber – Son Dakika Afyon Haberleri

Afyon Haber Sitesi, Afyon Haber, Afyon son dakika ve Afyon Haberleri odaklı güncel içerikleri tarafsız, güvenilir ve hızlı bir şekilde okurlarına sunar. Afyonkarahisar’daki yerel gelişmeleri anbean takip ederek doğru bilgiyi okuyucusuyla buluşturur.

© 2015 Afyon Haber Sitesi. Tüm hakları saklıdır. Afyonkarahisar’dan güncel ve tarafsız haberler